TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız
 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - TRAMPA ::.

cilt: 41; sayfa: 306
[TRAMPA - Bilal Aybakan]


Normal bey‘de ise önce ifası gereken edim semendir. Semen ifa edilinceye kadar karşı taraf mebî‘ üzerinde hapis hakkı ileri sürebilir. Burada her iki taraf hapis hakkına sahiptir.

Yine normal bey‘de mebî‘ tek olduğu için onun ifa öncesinde helâk olması akdin infisahına yol açarken trampada her iki bedel de mebî‘ konumunda bulunduğundan bedellerden birinin helâki akdin infisahını gerektirmez. Çünkü geride bir mebî‘ daha bulunmaktadır. Her iki mebî‘ de akid için amaç konumundadır. Bu açıdan trampa bey‘den farklı bir durum arzetmektedir. Normal bey‘de semen değil mebî‘ akdin maksadı sayılmıştır. Semenin helâki akdin varlığını etkilemezken mebî‘in helâki etkiler. Trampada ise bedellerden hiçbiri semen konumunda değildir. İnfisah açısından bey‘ ile trampa arasındaki bu fark ikāle hakkında da geçerlidir. Normal bey‘de mebî‘ konumundaki bedel helâk olduğunda ikāle yapma imkânı kalmazken semenin helâki ikālenin yapılmasına engel teşkil etmez. Trampa akdindeki her iki bedelin mebî‘ niteliği taşıması sebebiyle bedellerden biri helâk olsa bile geride yine mebî‘ konumunda bir bedel vardır ve bunun varlığı ikālenin hâlâ mümkün olduğunu gösterir. Bu durumda ikāle yoluna gidilmişse helâk olan bedelin kıymeti ödenir. Öte yandan bedellerden birinin zapta uğraması durumu farklı değerlendirilmiş ve akdin varlığına engel sayılmıştır.

Trampa ekonomisinden paralı ekonomiye geçişi hedefleyen Hz. Peygamber ribevî mallar arasında gerçekleşen trampa için daha sıkı şartlar getirmiştir. Aralarında cins birliği ve eşitlik bulunması, peşinen mübadele edilmesi şeklinde özetlenebilecek olan bu şartlar fıkıhta geniş tartışmalara yol açmış ve geniş anlamıyla bey‘ akdine dair fıkhî hükümlerde müctehidlerin ribâ yasağının gerekçesine (illet) dair benimsediği farklı yaklaşımlar ekseninde şekillenmiştir (bk. FAİZ). Hanefîler’e göre para tarafların belirlemesine rağmen muayyen hale gelmeyeceğinden para mübadelesinin hiçbir şekilde trampa sayılmayacağı açıktır. Buğday, arpa, hurma gibi ribevî malların mübadelesinde trampadan söz edilebilmesi için iki bedelin de akdin kuruluşu sırasında ferden muayyen hale getirilmesi gerekir. Bu durumda ise faizden kaçınmak için iki bedel arasında cins birliği, peşin ve eşit miktarda olma şartları aranacaktır. Bu sebeple ribevî malların trampasının pratik bir değeri pek yoktur. Sadece bedellerden birinin ribevî mallardan olması ribâ hükümlerini gündeme getirmez. Bu durumda bedeller arasındaki nisbetsizlik ribâ değil gabn olarak nitelenir.

Her iki bedelin peşin kararlaştırılması yönüyle trampa selemden, her iki bedelin ferden tayin edilmesi yönüyle de mutlak bey‘den ayrılır. Trampada mübadele edilen iki ayn arasında değer yönünden denklik sağlamak için bedellerden birine para eklenebilir. Bu durumlarda gerçekleşen karma işlem yapı itibariyle çift işlem sayılır. Paranın tekabül ettiği kadarıyla normal bey‘, geri kalan kısmı bakımından trampa kabul edilir; çünkü işlemin asıl hedefi mübadele edilen mallardır, diğeri ise tâli niteliktedir. Ana işlem trampa, tâli olanı normal bey‘dir. Böyle bir işlemde akid kurulduktan sonra ifa edilinceye kadarki aşamada ortaya çıkacak sorunlar açısından akdin bu karma yapısı problem çözümünde önemini korur ve asla yok sayılmaz. Zira karşılıklı bedeller arasındaki dengeyi sağlayan bu tâli işlemdir ve asıl akdin gerçekleşmesinde tarafların iradesini belirleyecek öneme sahiptir.

Trampa akdinde şüf‘a ve görme muhayyerliğinin varlığı özel ihtimamı gerektiren bir husustur. Trampaya konu olan bedellerden birinin şüf‘a hakkı barındırması ve hak sahibinin bu hakkını kullanmaya kalkması halinde karşı bedel olarak kararlaştırılan mal taayyün ettiği için şüf‘a hakkı sahibinin bu malı aynen temin etmesi çoğu zaman imkânsızdır. Bu durumda o malı sahibinden rayiç bedel üzerinden satın alıp satıcıya teslim edebilir. Mal sahibi malını satmaya yanaşmazsa malın kıymetini ödeme yoluna gider. Aynın değeri bilirkişi tarafından belirlendikten sonra bu miktara diğer taraf itiraz etse bile malın bizzat kendisinin temininde ısrar etmesine itibar edilmez. Diğer tarafın bu ısrarına itibar edilip satıcı da bunu satmaya yanaşmazsa veya bu durumu fırsat bilip gerçek değerinin üzerinde bir fiyat talep ederse şüf‘a hakkı sahibinin bu hakkını kullanması zora sokulmuş olur. Ancak trampanın yapısı gerekçe gösterilip şüf‘a hakkının iptali yoluna gidilemez. Trampaya konu olan bedellerden biri veya her ikisi taraflarca görülmeden akde konu yapılmışsa bu takdirde her iki taraf görme muhayyerliğine sahiptir. Bu durum görme muhayyerliğini geçerli sayan Hanefîler için söz konusudur. Bunu geçerli saymayan Şâfiîler için böyle bir ihtimal gündeme gelmez. Trampada taraflardan biri veya her ikisi için şart muhayyerliği ileri sürülmüşse bu muhayyerlik etkisiz hale gelmedikçe akid bağlayıcılık kazanmaz.

BİBLİYOGRAFYA:

Lisânü’l-ǾArab, “ķyż” md.; Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî, el-Aśl (nşr. Ebü’l-Vefâ el-Efgānî), Beyrut 1410/1990, V, 60; Serahsî, el-Mebsûŧ, XII, 110-114; Kâsânî, BedâǿiǾ, V, 134; Burhâneddin el-Mergīnânî, el-Hidâye, Kahire 1355/1936, III, 42; Osman b. Ali ez-Zeylaî, Tebyînü’l-ĥaķāǿiķ, Bulak 1314, IV, 45, 307; İbnü’l-Hümâm, Fetĥu’l-ķadîr, VI, 10, 338, 497; VII, 55, 107, 155; İbn Nüceym, el-Baĥrü’r-râǿiķ, V, 105, 282, 292; İbn Hacer el-Heytemî, el-Fetâva’l-kübra’l-fıķhiyye, Kahire 1308, II, 227; Abdurrahman Şeyhîzâde, MecmaǾu’l-enhur (nşr. Halîl İmrân el-Mansûr), Beyrut 1419/1998, III, 3; İbn Âbidîn, Reddü’l-muĥtâr (Kahire), IV, 501, 504; V, 97, 113, 134, 208, 560; VI, 158; Haluk Tandoğan, Borçlar Hukuku: Özel Borç İlişkileri, İstanbul 1988, I, 335-340; “Muķāyeża”, Mv.F, XXXVIII, 343-345; Ali Bardakoğlu, “Trampa”, İslâm’da İnanç İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi (ed. İbrahim Kâfi Dönmez), İstanbul 2006, IV, 2061.

Bilal Aybakan  


TRANSKRİPSİYON

Bir alfabede yer alan harflerin bazı özel işaretler ilâvesiyle başka bir alfabenin karakterlerine çevrilmesi, çevriyazı.

Bir alfabede mevcut seslerin/harflerin bazı özel işaretler kullanılarak başka bir alfabenin harflerine dönüştürülüp onlarla gösterilmesini ifade eden transkripsiyon (Fr. transcription) uygulamada diğer alfabelerin, yaygınlığı sebebiyle Latin alfabesine çevrilmesi şeklinde kendini gösterir. Transkripsiyon Göktürk, Uygur, Kiril, Grek vb. alfabelerin seslerinin Latin alfabesindeki karakterlere çevrilmesi şeklinde görüldüğü gibi daha çok şarkiyat çalışmalarına paralel olarak Arapça metinlerin, Arap alfabesinin kullanıldığı Farsça ve Urduca metinlerin ve aynı alfabeyle yazılmış Türkçe metinlerin Latin harflerine dönüştürülmesi şeklinde uygulanır. Özellikle şarkiyatçılarla bazı çağdaş Türk âlimlerinden bilimsel çalışma ve neşir yapanlar arasında yaygındır. Bu tür metinlerin Latin harfleriyle yazılmasına “Latinizasyon”, bu duruma getirilmiş metinlere “Latinize” denilir. Teoride yazı çevrimi karşılığında “transkripsiyon” ve “harf çevrimi” anlamında transliterasyon diye anılan iki yöntem söz konusudur. Transkripsiyon usulünde her harfe karşılık bir harf kullanılır. Arap alfabesinde sesli harfler bulunmadığından bu yöntemde ünlüler çeviriye yansıtılmaz:

“من عيّر أخاه بذنب لم يمت حتى يعمله”: “Mn ‘yyr ‘ħh b-źnb lm ymt ĥtty y‘mlh” gibi. Transliterasyon yönteminde ise okuyuş ve telaffuza yansıyan harflerin karşılanması esas olduğu için Arap alfabesindeki ünlüler (harekeler) bu yöntemde karşılık bulur: “Men



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir